top of page

OPR. DR. MÜNİR DERMAN’IN SIRLI SÖZLERİ ve ÇÖZÜMLEMELER 

“Halkı tufan, her veliyi Nuh’un gemisi bil...” (Opr. Dr. Münir Derman)


Dünyanın vefasızlığı üzerine çok söz söylenmiş, şarkılar, türküler bestelenmiş. Dünya; acaba gerçekten de vefasız mı? Bu, nerden baktığınıza bağlı olarak değişir... Biz, dünyanın vefasız olduğunu söyleyenlerden çok farklı düşünüyoruz. Dünya, kesinlikle vefalıdır. Dünyada asla vefasızlık yoktur. Dağlar, denizler, bahçeler, ormanlar, göller, binbir renkli çiçekler, toprak, taş ve benzeri, tümüyle vefalıdırlar, kendilerine verilen ilahi görev neyse mükemmel bir şekilde onu yerine getirirler… Dünya; cennetin, küçük bir numunesidir… Kesinlikle vefalı ve harika bir yerdir…


Bazı İslam âlimleri, dünyayı sevmemeyi öğütlerler. Bu, ne kadar olası? Söz konusu İslam âlimleri, acaba dünya sevgisinden ne anlıyorlar? Bu öğütlerini kendi yaşamlarına uyguluyorlar mı? Dünyayı sevmemeyi öğütleyen bir İslam âlimi bir bakıyorsunuz eşine âşık, çocuklarına hayran, arkadaşlarını bağrına basmakta, Allah’ın kendine verdiği servetle, havadar, manzarası güzel bir araziye villa yapmak için tutkulu bir şekilde koşturmakta, arabasını sevmekte, torunlarını sevgiyle kucaklamakta, onlarla hatıra fotoğrafları çekinmekte, baklavaya, sütlaca bayılmakta… Ve daha yüzlerce şey… Bu nasıl dünyayı sevmemek oldu şimdi?! Yapmadıkları bir şeyleri öğütlüyorlar…


“Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?” (Son Ahit Kuran’ı Kerim, Saf Suresi 2., 3. Ayet)


Tarikat penceresinden bakıldığında iş daha da vahim duruyor. Mürşitlerden çoğu, Allah’tan başka her şeyi masiva olarak niteler, bunları sevmemeyi öğütlerler. Bu mürşitlere göre, Hakk’ın gayri kabul edilen varlıklar -dünyanın içindeki her şey- mâsivâdır, bunları kesinlikle sevmemek gerekir… Aynı öğüdü veren mürşitlere bir bakıyorsunuz, eşlerine âşıklar, eşlerinin pişirdiği yemekleri büyük bir iştahla yemekteler, sakallarını, şalvarlarını, sarıklarını çok sevmekteler… Kuka tespihlerini de öyle… Bazen bir eşle yetinmeyip birden fazla eşle evlilik yapma hayalleri kurmaktalar. Falancanın kızı, kalplerini ateş gibi yakıp durmakta, onunla evlenmek için plan yapmaktalar… Buna benzer daha yüzlerce şey… Şeyh efendi bu nasıl dünyayı sevmemek oldu şimdi?


Günümüzde; İslam âlimleri, tarikat mürşitleri Allah’ın emretmediği bir şeyin peşine düşmekteler… Tıpkı ruhbanlığı icat eden rahipler ve rahibeler gibi… Bu bağlamda İslam âlimlerine ve Tarikat mürşitlerine bir soru:


“Allah’tan başka her şey masivaysa ve sevilmemesi gerekiyorsa neden eşinizi, torununuzu, sufilerinizi çok seviyorsunuz? Eşinizi sevmeyin, torununuzu sevmeyin, sufilerinizi sevmeyin, insanları sevmeyin, gülleri, bülbülleri sevmeyin, kahvaltıyı, yemeği sevmeyin, suratınız sürekli beş karış olsun, nefretle dopdolu olun, herkese soğuk davranın. Bakalım bu halinizle yanınızda sizden başka biri kalıyor mu?!


Hakikat noktasında dünyayı sevmemek; Allah’ın isimlerinin tecellisini sevmemek gibidir. Çünkü dünyadaki her şey, Allah’ın yüce isimlerinden birer tecellidir...


İslam ve tarikat âlimleri “sevgi konusunda” büyük bir yanılgı içindeler… Gelenekten kaynaklı içi boş düşüncelerin izini sürmekteler… İnsanlara; gözünüzü kapayın, sakın bakmayın demek ne kadar mantıklı ve fıtrata uygunsa, dünyayı sevmeyin demek de işte o kadar mantıklı ve fıtrata uygundur…


Dünyaya nefret nazarıyla bakmak, Allah’ın yaratma kudretini hiçe sayma nankörlüğüdür. Böylesi bir bakış açısı oldukça tehlikelidir. Çünkü ne ki yaratılmıştır; hepsi aynı vardan var olmuştur; tümü de Allah’ın yüce isimlerinden birer tecellidir… Önemli olan bunun ayrımında olup dünyayı ve içindekileri bu tefekkürle sevebilmektir.


Zararlı olan sevme “Ne güzel bir eşim var, ona deli gibi aşığım. Ne güzel çocuklarım var, onları çok seviyorum, çok tatlılar. Ne güzel evim var, evime bayılıyorum vb.” Şeklindeki sevmelerdir. Bu tarz sevgi, hakikat noktasında öldürücü bir zehirdir, Allah’ın verdiği nimete karşı nankörlüktür, körlüktür. Böylesi sevmeler, insanı adım adım felakete götürür, hiçbir faydası yoktur, kalp gözüne ise kalın bir perde olur…


Faydalı olan sevme : “Sevdiğin her nesnede Allah’ı düşünerek sevmektir. Allah bana ne güzel bir eş vermiş, ona deli gibi aşığım. Allah, ne güzel çocuklar vermiş, onları çok seviyorum, Allah ne güzel ev vermiş evime bayılıyorum vb.” şeklindeki sevmeler bir nurdur, şükürdür, tefekkürdür...


Mürşitlerin “Allah’tan başka her şey masivadır, onları sevmeyin.” buyrukları yüzünden sufilerden pek çokları ruh hastası olmuş… İnsan, eşini, çocuğunu, kardeşini, annesini, babasını, dostlarını vb nasıl sevmesin? Bu öğüt, akılla, mantıkla, yaratılış fıtratıyla kesinlikle bağdaşmıyor ve bu, Allah’ın emri de değildir.


“Sonra onların izinden peygamberlerimizi peş peşe gönderdik. Arkalarından Meryem oğlu İsa’yı da gönderdik, ona İncil’i verdik, ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirdik. Kendilerinin icat ettikleri ruhbanlığa gelince, biz onlara bunu emretmemiştik; sırf Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yapmışlardı, ama buna hakkıyla riayet etmediler. Biz de içlerinden iman edenlere mükâfatlarını verdik, ama çokları yoldan çıkmışlardır.” (Son Ahit Kuran’ı Kerim, Hadid Suresi, 27. Ayet)


Sevmede ölçü şudur: “Sevdiğin her şeyde Allah’ı düşünerek sev” bu tarz sevmeler; nurdur, tefekkürdür, şükürdür. “Sevdiğin şeylerde Allah’ı düşünmeden sevmek”, nankörlüktür, zulümdür, korkunç bir masivadır…” Nokta.


Dr. Münir Derman, kalp gözüyle gördüğü hakikati söylüyor. Şu an için dünya nüfusu sekiz milyara yaklaşıyor. Bunların içinde -veliler hariç- yüz kişi Allah’ı düşünerek sevebiliyorsa iyi… Allah’ı hesaba katmaksızın milyarlarca insan sevgi ve şehvetle dünyanın peşine düşmüş, onu elde etmek için uğraş vermekte… Tıpkı kendilerinden önceki atalarının yaptıkları gibi… Dünyayı kim elde edebilir ki? Kalp saatleri; dünyayı sevmeye, neredeyse onu tümüyle ele geçirmeye ayarlı olan dünya halkı tufandadır...


Derseniz ki Peygamber Efendimizinin sav, “Dünya sevgisi bütün hataların başıdır.” Sözünü nereye koyacağız? Bu hadisi şerif, Peygamber Efendimizin yüce velayetinin hakikat mertebesinden bir sözdür. İzaha muhtaçtır. Bu hadis, Allah’ı düşünmeden nefsi ve şehveti hesabına dünyayı sevenleri kapsar.


Veliler, Allah’ın isimlerinin dünyadaki tecellilerini tefekkürle, dünya hayatının okyanusta damla misali cennet hayatına bir örnek olması hasebiyle severler. Velilerin bu sevme pratikleri, hem nurdur hem tefekkürdür hem de şükürdür…


Ya velilerin dışındakiler? Onlar, nefis ve şehvetleri hasebiyle dünyayı severler. Bu zümreler için dünya sevgisi, hadiste de ön görüldüğü gibi bütün hataların başıdır… Dünyada sekiz milyara yakın insan var. Bunlar Allah’ı hesaba katmadan nefis ve şehvetleri hesabına dünyayı sevdiklerinden helak olmaya doğru koşmaktalar… Peygamber Efendimizinin sav, “Dünya sevgisi bütün hataların başıdır.” Hadisi bu zümreler için söylenmiştir.


Allah’ı hesaba katmadan nefis ve şehvetleri hesabına dünyayı seven ve onu elde etmeye çalışan halk, helak olma tufanının içindedir. Bunların gittiği bu yol, çıkmaz bir sokaktır… Bu yolların sonu hüsrandır… Allah’ı unutup nefis ve şehvetleri hesabına dünyayı seven ve bunu amaç edinen halk, Nuh’un gemisine binmeyen günahkârlar gibi gaybi bir tufanla helak olmaya doğru koşmaktalar… Bir gün ölüm gerçekliğiyle bu hakikati bütün çıplaklığıyla kavrayacaklar…


Bütün veliler, Allah’ın dostudur ve Allah’ın koruması altındadır. Velilerin eli üzerinde de Allah’ın eli vardır. Onlara biat edenler, hakikat noktasında Allah’a biat ederler, onlara dost olanlar, Allah’a dost olurlar. Velilere tuzak kuranlar, Allah’a tuzak kurarlar, velilere düşman olanlar da Allah’a düşman olurlar...


“Sana yeminle bağlılık sözü verenler gerçekte bu sözü Allah’a vermiş oluyorlar, Allah’ın eli onların elleri üzerindedir. Bu sebeple kim Allah’a verdiği ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur, Allah’a verdiği sözün gereğini yerine getirene ise Allah yakında büyük ödül verecektir.”(Son Ahit Kur’an-ı Kerim, Fetih suresi 10.ayet)


Allah’ın dostları olan veliler, tufandan sahil-i selamete çıkaran Nuh’un gemisi gibidirler. Veliler, dünya ve ahirette de üzülüp mahzun olmayacaklardır, onlar için hiçbir korku yoktur…


“İyi biliniz ki, Allah'ın velileri için hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.” (Son Ahit Kur’an-ı Kerim, Yunus suresi 62.ayet)


Eskiden, bir veli bulup da hizmetine girmek için insanlar yollara düşerlermiş. Allah’a intisabın; ancak onların vesilesiyle mümkün olacağını bilirlermiş… Allah; günümüzdeki velilerini inkâr perdeleriyle örtmüş… Kimi deli, kimi meczup kimi zındık, kimi zibidi gibi görünmekte… Onları herkes tanımasın diye böyle yapmış. Neden böyle? Çünkü velilere iman edip her şeyleriyle onlara teslim olup sözlerini dinleyecek itikattaki kişiler kalmamıştır… Bundan dolayıdır ki zaman tarikat zamanı değildir…


Velileri bulup da değerini bilmeyenler, hakikat noktasında hüsrana uğramışlardır… Velilerin çevresine toplananlardan çoğu, mayınlı tarlada yürüyen insan gibidirler… Kendilerinin sözünü dinlemeyenler, istişaresine uymayanlar, ona şeriat dersi vermeye kalkışanlar, akıl verenler, laubalilik yapanlar, hürmette kusur edenler, işin iç yüzünü bilmedikleri bir konuda kendisini eleştirenler önünde sonunda bir çer çöp gibi savrulup gitmeye ve tutkun oldukları dünya sevgisi tufanında Nuh’un gemisinden aşağı atılmaya mahkûmdurlar… Bu, kesinlikle kaçınılmaz bir sondur…


Nerde hakiki bir veli varsa, o Nuh’un gemisi hükmündedir… Peygamber Efendimize ve Allah’a intisap dahi onların vesileliğiyle gerçekleşir. Gerçek bir veliye biat etmeden Peygamberimize ve Allah’a intisap bir hayal… Veliyi bulmak kadar, ona hakkıyla talebe olabilmek de oldukça önemlidir…


Kehf suresindeki Hıdır aleyhi selam, velayet caddesini; Musa peygamber de zahiri şeriatı simgeler… İşin iç yüzünü bilmediğiniz bir konuda zahire bakarak velileri eleştirmeniz, Musa peygamber gibi çıktığınız yolculuğunuzu sona erdirir… Yani, velilerden istifade edemezsiniz…


“Anlarsa şayet bizi uzağımız yakınımızdır; anlamazsa bizi yakınımız, uzağımızdır...” (İsmail Fakirullah Hazretleri)


Salatu selamın en güzeli, Peygamber Efendimizin ve Allah’ın bütün güzide velilerinin üzerine olsun…


Ferhat Saul Aaron

Hizirlayolculuk.com

© Hizirla Yolculuk 2021-2023
bottom of page