OPR. DR. MÜNİR DERMAN’IN SIRLI SÖZLERİ ve ÇÖZÜMLEMELER
“Yıldızlar vardır görünmezler, gölgeleri vardır toprakta... Bazı yıldızlar da vardır, omuzlarda taşınmaz, kalpte taşınırlar, onları kimse bilemez, görünmezler de... Namsız, nişansızdırlar…” (Opr. Dr. Münir Derman)
Allah’ın dostları arasında öyle kimseler vardır ki denizlerin derinliğinde inci mercan yapan istiridyeler gibi gözlerden ve idraklerden uzak yaşam sürerler. Onlar, kendi ruhani derinliklerine yolcudurlar, nefis istiridyelerinin kabuğuna gömülmüş, ruh incilerini büyütmekle meşguldürler. Onlar; yeryüzünü aydınlatıp yön bulduran Kuzey Yıldızı gibidirler, bizim “veli algımızın” ölçütleriyle de kesinlikle değerlendirilemezler… Kendilerini kıyafetleriyle tanıyamazsınız… Cübbeleri, sarıkları, sakalları yoktur… Dışlarıyla halka görünürler, içleriyle Hakk’a… Kendilerine dışarıdan bakanlar; onları, ya meczup ya da zındık görürler; oysa bu ricalül gayp velileri ne meczupturlar ne de zındık… Yeryüzünde yürüyen Kutup yıldızıdırlar… Yağmur onların hürmetine gelir, felaketler onların hürmetine beldelerden döner, insanlar onların vesileliğiyle huzur bulurlar…
Bu veliler, velayetlerine ait hiçbir ruhani fazileti halka yansıtmazlar… Halkın içindedirler; halk gibi yaşar, halk gibi konuşurlar… Sosyal hayat içinde herkes kendilerini görür; ancak veli olduklarının ayrımına hiç kimse varamaz… Velayetlerini, halktan tümüyle gizlemişlerdir, bu nedenledir ki göze görünmeyen yıldızdır onlar… Halka, bir veli olarak görünüp kesinlikle velayet sohbeti yapmazlar… Bilinmezlikten bilinmezliğe; sırdan, yine sırra yolcudurlar…
Her insan gibi onlar da toplum içinde yaşam sürerler… Dışarıdan bakıldıklarında velayetten yana ayırt edici hiçbir özelliklerini göremezsiniz… Her canlı gibi onların da gölgeleri düşer toprağa; ruhani ya da melek değildirler, sizin bizim gibi beşerdirler; ama sizin bizim gibi değiller… Çünkü onlar, şanlı ve gizemli ricalül gayp velileridirler…
Bu ricalül gayp velilerini; eşleri, çocukları, akrabaları kesinlikle tanıyamazlar… İşyeri arkadaşları, toplum da tanıyamaz… Çok yakınında olan uzaklar da tanıyamazlar… Kendilerini Allah bilir, bir de bilmesi gerekenler… Gerisi de kendisi gibi bilir…
Bazı mollalar vardır, ilimleriyle halka görünürler, bazı sofular vardır cübbeleri, sarıkları asalarıyla görünürler… Bazı seyyidler vardır, şecereleriyle görünürler… Bazı sufiler vardır, üstün edepleriyle görünürler… Bunlar, hep parmakla gösterilir, omuzlarda taşınırlar… İnsanlar kendilerine kıyam edip hürmet gösterirler… Beğenilmek, tanınmak, parmakla gösterilmek aslında böylesi kimselerin alınyazısıdır…
Bazı ricalül gayp velileri vardır, velayetleriyle bir yıldızdırlar… Onlar omuzlarda taşınmazlar, parmakla gösterilmezler, kendilerine kıyam edip hürmet gösterenler de yoktur… Aksine, dış görünüşleriyle zındık ve zibidi gibidirler. Veli bilinmek şöyle dursun; acaba Müslüman mı değil mi bu adam?, kaygılarına ve sorgulayışlarına muhatap ettirici çeşitli tutum ve davranışlar sergilerler. Faraza birileri kendileri için “Velidir bu insan!” dese bu sözü söyleyeni hemen topa tutarlar: “Bunun neresi veli? Sigara içiyor, sakal yok bıyık yok… Cübbe yok sarık yok… Kıyafetine bak, zibidi gibi giyinmiş… Şarkı dinliyor, sinemaya gidiyor, laylaylom konuşuyor. Senin aklından zorun olmalı… Veleddallin amin!..”
Yeryüzünde zındık ve zibidi gibi görünen ricalül gayp velileri, benim diyen evliyaların sahip olmadıkları ilim derinliğine sahiptirler… Ne bir molla, ne bir âlim ne de bir evliya onların ilim denizinin sahiline yanaşabilir… Bu ricalül gayp velileri, aracısız olarak Allah’tan ilham yollu bilgi alırlar… Yazılacak sırların ilki, yazılacak sırların sonuncusu türünden yazılar; yalnızca böylesi velilerin kalbinden kaleme dökülür… İnsanlığın yüzyıllardır tereddüt ettikleri pek çok husus, onların vesilesiyle bir hakikat olarak yeryüzüne iner… Bu veliler parmakla gösterilip omuzlarda taşınmazlar… Vehbi ilimlerle ortaya çıkardıkları hakikatler, değer bilenlerin kalplerinde yankı bulur. Yazdıkları hakikatler, o ilimlerin değerini bilen çevrelerin kalplerinde yer tutar. Onları kimse bilemez… Ne eşi ne çocukları ne akrabaları ne dostları ne de toplum… Bütün bu çevreler, onların yakın olan uzaklarıdırlar… Onları, kalp gözü açık olan veliler de hakkıyla bilip tanıyamazlar… Çünkü buna, velayetlerinin gücü yetmez… Bundan dolayıdır ki bu ricalül gayp velileri; ancak zahirleriyle görülüp tanınırlar… Velayetleriyle kendilerini görüp tanımaya kimsenin gücü yetmez, hiç kimse onları tanıyamaz… Neden mi? Velayetleriyle görünmezler de ondan… Bir veliyi zahiri yönüyle tanımak da bir tanımadır: Ancak bu, hakikat noktasında onu tanıyamama tanımasıdır...
Onlar, namsız ve nişansızdırlar… Kendilerini, kesinlikle evliya, veli, molla, sufi, şeyh, hazret, efendi olarak görüp nitelendirmezler… Kendilerine bu gözle bakanlardan da hoşlanmazlar. Onlar, Allah’ın yalnız bıraktığı yalnızlardır; yani Allah’la yalnız… Sıradan biri gibi yaşar, sıradan biri gibi konuşur, sıradan biri gibi ölüp giderler… Çoğunun mezarı, adı sanı belli değildir… Kıyafetleri perdedir, yani kendilerini inkâra ayna… Velayetleri için inkâr perdesi olan kıyafetlerine bakanların görecekleri tek şey vardır: Zındık! Gerçekle gölgenin iç içe geçtiği şu dünyada neyin gerçek neyin gölge olduğunu kim bilebilir ki?..
Kimi ricalül gayp velileri vardır, görülmeyen değil görülemeyendirler… Ruhlarının velayet gölgesi de düşmez toprağa… Bazı ricalül gayp velileri de vardır ki, elli yıl yanlarında kalınsa tanınamazlar… An gelir, yazılacak sırların ilki, yazılan sırların sonuncusu türünden öylesi hakikatleri yazarlar ki... Bin evliya bir araya gelseler, onların yazdığı sırların birisini dahi yazamazlar… Bu ricalül gayp velileri, namsız ve nişansızdırlar…
Opr. Dr. Münir Derman, bu sırlı sözleriyle, aslında kendisini ve aynı grup içinde olan gizemli ricalül gayp velilerini özetlemiş… Görünmezler, tanınmazlar, bilinmezler, namsız ve nişansızdırlar… Onları görebilenlere, tanıyanlara, sevenlere selam olsun…
Ferhat Saul Aaron
Hizirlayolculuk.com