OPR. DR. MÜNİR DERMAN’IN SIRLI SÖZLERİ ve ÇÖZÜMLEMELER
“Gözyaşı, su şebnem, gül kokusu... İşte seher vakti bu... Bu meltem on dakika eser. Bu rüzgâr eserken koyunlar, kuzular melerler: Başka hayvanlar buna iştirak edemezler. Çünkü koyunu Cebrail kucaklamıştır. Aman dikkat et. Ama kim dikkat edecek kim... Kim görecek. Şebneme basma sakın... Bulursan sağ el işaret parmağı ile gözlerine sür bu şebnemi... Sebebini sorma sakın... Burada sebep sormak şüphe alametidir. Ben ve birçokları bu şebnem için can veririz... Eğer sabahyıldızı varsa, onun göz kırpmasını, bu şebnemdeki aksini görebilirsin. Arşı seyredersin... Hakka kasem ederim. Cenabıhak kelamında sabahyıldızına kasem eder bilir misin? Bu arada bir kervan geçer. Sonra şebnem düşer, sonra yel eser... Bu yel eserken sabahyıldızına bak, titrer durur. Yel kesildi mi. Taş kesilir ve titremez durur… Meltem kesilirken tam sabah namazı vaktidir. Hemen huzura dur. Bu meltem sırasında ne kelam, ne su, ne yemek, ne de düşün. Mebhud ol. Kul yanaşmazsa bile, Hak kuluna yanaşır... Bunu da unutma... Bu asırda bu lafları kimseden duyamazsın. Nimet gelir, kadri bilinmezse gider. Ve bir daha dönmez... Bu vakitte uyuyanlar, uyumuş olanlar ne kadar hazineler kaybetmiştir. Bilir misin ?” (Opr. Dr. Münir Derman)
Şebnem, ıslak çimenlerde oluşan çiğ damlacığıdır. Ancak, Dr. Münir Derman’ın bahsettiği şebnem, bundan tamamen farklı olan ilahi bir şey. Seher vaktinde, ruhani birçok sırlı işler olur. İsmi azamın yüce halkasından büyük bir sır, seher rüzgârıyla açığa çıkar. Bu mübarek seher rüzgârı; Efendimiz Aleyhi selamın harami şerifine seheri değerlendirenleri ileten bir mübarek habercidir...
Sabah namazının vakti, imsakle başlar, gün doğumuyla sona erer. Ancak bu, takvimle, saatle belirlenen sabah namazı vaktidir. Gerçek sabah namazının vakti, doğadaki kimi olaylarıyla açığa çıkan yüce bir ilahi sırdır, takvim ve saatle belirlenen sabah namazı vaktinden apayrıdır. Sabah namazı vakti girmeden önce, melekler akın akın yeryüzüne inmeye başlarlar. Meleklerin inişine tanık olan tek hayvan, horozdur. Horozlar; meleklerin indiğini görünce ötmeye başlarlar. Bu durum, sabah namazı vaktinin gelişinin öncü izi ve işaretidir…
Seher yeli esmeye başlamadan önce, ruhani bir kervan geçer… Bu kutlu kervan; evliyaların, pirlerin, velilerin kervanıdır… Kervanın geçme anında, ismi azam halkasından çok büyük bir sır olan “şebnem” ortaya çıkar. Bu şebnem, kırağıyla, yağmur damlacığıyla oluşan şebnem değildir. Bunlardan bambaşka bir şeydir… O şebnem; güllerin, çiçeklerin mübarek gözyaşıdır…
Şebnem, kırmızı ve siyah arası renkteki gülde, kır çiçeği Mine’de, mavi renkteki kır menekşesinde ortaya çıkar. Bir de bir ot vardır… O, otta da şebnem olur…( Bu otun ismi ilahi bir sır… ) Bu şebnem damlacığı, Hacerül Esved taşının sırrından bir sır taşır… Velilerin, evliyaların; gözyaşı dökerek Allah’ı zikreden kulların niyazları bu şebneme yansır, şebnemde açığa çıkar, simgeleşir… Ayrıca bu şebneme; seher yelinin sırrı, ismi azamın sırrı ve Seher Yıldızının sırrı da eşlik eder… Bu şebnem; adeta bir ismi azam damlacığıdır ve bu şebnemi elde edebilmek için nice veliler can vermeyi dahi göze alırlar… Nitekim Opr. Dr. Münir Derman bir sözünde şöyle der: “Ben ve birçokları bu şebnem için can veririz...”
Şebnemin ortaya çıkma anında; isimi azam halkasından yüce bir sır olan “seher yeli” esmeye başlar… Seher yelinin esmesine bağlı olarak koyunlar; bu büyük sırrı görerek meleşirler. İsmi azamın sırrından çok yüce bir sır olan bu seher yelinin, zahire ve batına bakan on binlerce mertebede sırrı vardır… Seher yelinin esme nedenlerinden belki de en önemlisi o sırlı şebnem damlacığının oluşmasıdır. Seher yeli, şebnem oluşurken eser…
Opr. Dr. Münir Derman; şebnem damlacığıyla ilgili olarak şöyle der: “Bu çiçeklerden Hakkın çok sevdiği gözyaşına benzer, saf ve temiz (Es-Selam esması) ile yıkanmış bir su damlası çıkar. Dışardan gelmez. İnsanlar bunu dışarıdan üzerine düşen su buharından sanırlar. Değildir. İşte bu damla suya (şebnem) derler…”
Seher yeli esmeye başladığında; gökyüzündeki Seher Yıldızı, ismi azamın tecelli sırrının, seher yeliyle açığa çıkmasına bağlı olarak, cezbelenen bir derviş gibi titremeye başlar. Seher yeli on dakika kadar eser. Seher Yıldızı, on dakika boyunca titrer. Seher yeli kesilince, Seher Yıldızının da titremesi sona erer. Seher yelinin esmesinin ve Seher Yıldızının titreyişinin durması; sabah namazı vaktinin girmesinin ilahi izi ve işaretidir.
Bu şebnem neden sağ elin işaret parmağıyla göze sürülmeli? Çünkü işaret parmağı, Allah’ın birliğine şahadet eder. O mübarek şebnem damlacığı dahi ismi azam halkasından yüce bir sırdır. Göz dahi, ruha ayna olan ilahi bir sırdır… Şahadet parmağı, şebnem damlacığı ve göz birleşirse ilahi hakikatlerin sırları açığa çıkabilir… Allah en iyisini bilir…
Opr. Dr. Münir Derman’ın şebneme ilgili bir hatırası:
“15 - 16 yaşlarında vardım. Çok yıl oldu. Hocam bizi çileden, erbainden çıkardı. Mevsim yazdı... Sabaha karşı Trabzon’da bizi (Kale Boyu derler) Kireçhane köyü tarafına yolladı. “Korkma git!” dedi. Kalktım gittim. Bir yaz gecesi ılık hava... Dağda bir ağaç dibine oturdum. Hava açık... Yıldızlar pırıl pırıl... Sabah namazına durdum... Namaz bitti dua ediyordum. Oturduğum yerin sol yanı tarafında taşlar vardı. Orada bir şey parıldıyordu. Gittim baktım. Bir ot üzerinde şebnem vardı. O parlıyordu. Biliyorum ya, işaret parmağımla, gözüme süreyim dedim. Şebnem büyüdü büyüdü bir balon gibi beni kapladı. Kendimdeyim; ama bir hal geldi bana... Her taraf ışık... Cam bir dünya ortasındayım. Her tarafı görüyorum. Korkmadım ama irkildim. Birden balon patladı, sessiz olarak, başım elbisem her tarafım su serpilmiş gibi ıslandı... Tan yeri ağarıyordu. Kalktım dönüyordum. Siyah sarıklı nur yüzlü, uzun boylu bir zat birdenbire belirdi... “Hak nasip ederse her şey olur oğlum.” dedi. “Söyleme kimseye o otu hem de gördüğünü. Hatırlatmak için söylüyorum. ”dedi. “Hakkın selamı üzerine olsun!” dedi birden kayboldu. Hocama geldim... “Gel çorba iç.” dedi... Gülüyordu. “Yağmur mu yağdı? Üzerin ıslak.” dedi. “Hayır, hocam.” dedim. “Biliyorum biliyorum bir damla su seni gusletti. Abdest aldırdı. Bundan sonra abdestsiz kat ‘iyen bulunma... Ne kelam, ne su, ne yemek, yeme sakın...” dedi. Üstümü sıvazladı. Gözlerimden öptü. Şebnemden konuştuk da bu hadise aklıma geldi. Garip hayal bir hikâye olarak siz de dinlemiş olursunuz... Bu devirde hakikat hayal ile birbirine karışık bir şey oldu. Ne oldu biliyor musunuz? İnkâr!”
Seher yelinin, şebnemin, sabah namazının sırrına ermeniz dileğiyle…
Ferhat Saul Aaron
Hizirlayolculuk.com