top of page

Sezai Karakoç - Deneme


Allah kar gibi gökten yağınca

Karlar sıcak sıcak saçlarına değince

Başını önüne eğince

Benim bu şiirimi anlayacaksın

Bu adam o adam gelip gider

Senin ellerinde rüyam gelip gider

Her affın içinde bir intikam gelip gider

Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın…( Sezai Karakoç)


Bir şairin yazın dünyasındaki başarısı neyle ölçülür? Tabii ki neyi anlattığından çok nasıl anlattığıyla… Sanatsal anlatı, hiç kuşku yok ki dil olanaklarından en üst düzeyde sanatlı bir biçimde yararlanmayı gerekli kılmaktadır. Çünkü sanatçının malzemesi dildir, amacı sanat yapmaktır. Dil servetinin geniş olanaklarından yararlanıp özgün bir biçem eldesi yetkin sanatçıların harcıdır. Her sanatçıyım diyen kişi bunu başaramaz. Sanatsal anlatım ustalığı herkesin üstesinden geleceği bir şey değildir. Biçemde belli bir derinliği yakalayamamış sanatçılar, okurlar tarafından tutulmazlar. Böyleleri zaman sınavından başarıyla çıkıp yarınlara da kalamazlar.


Sezai Karakoç, 21. yüzyıl Türk yazın dünyasının en önde gelen şairlerinden biridir. Kendine özgü eşsiz biçemiyle üstün nitelikli şiirler yazmış bir sanatçıdır.     


Sezai Karakoç’un yazınsal yaratıcılığının gizi, ana dile, ana dilin değerlerine egemen olmasındadır.     


Sezai Karakoç’un şiir dili, günlük dilden ayrılır. Bu, biraz da şiir sanatının bir gereği gibidir. Onun şiir dilinde iki şey ön plana çıkar: Yaşam gerçekliklerini kurmaca gerçekliklere dönüştürme becerisi, özgün imgeler üreterek kelimelere sınırsız anlam derinliği kazandırma yetkinliği. Bundan dolayıdır ki Sezai Karakoç’un imge derinliği olan şiirlerini anlayabilmek pek de kolay değildir; çünkü sanatçı, şiirlerinde çoğunlukla kelimelerin kuytulara yatmış öteki yüzleriyle okurları karşılaştırmakta ve imgelerin uçsuz bucaksız evreninde yolculuk yapmaya zorlamaktadır. Şiir evreninde böyle bir yolculuğa çıkmak pek de kolay olmayacaktır; çünkü yazarın anlatmak istedikleriyle okurun anladıkları farklı farklı şeyler olacaktır. Bu da güzel sanat olan şiir türü için doğal karşılanmalıdır. 


Sezai Karakoç, şiirlerinde yaşamın fotoğrafını çekmez, resmini yapar. Bu nedenledir ki şiirleri ilk bakışta anlaşılmaz gelebilir. İmgelere odaklanıp şiirin anlam dolambaçlarında yol aldıkça ve şiiri anladıkça şair hakkındaki düşünceniz yavaş yavaş değişmeye başlar. Başlangıçtaki şaşkınlığınız yerini giderek hayranlığa bırakır. Yetkin bir sanatçının yapıtıyla karşı karşıya olduğunuzu anlarsınız. Şiir dizelerindeki sözcük katmanlarında gezindikçe şairin dehası ile karşılaşıp kendisine hayran kalmadan edemezsiniz. İmgeler, uçsuz bucaksız sahillere sizleri çağırır. Şiir dizelerine ustaca serpiştirilen alışılmadık bağdaştırmalar, kelimelerin anlam katmanlarında okuru zorlu bir yolculuğa çıkarırken onlara üstün bir sanat hazzı da yaşatır. 


Sezai Karakoç’un şiirlerinde her şey imgeye dönüşebilir. Tüm bu deneyimler, birikimler, duygulanımlar sonucunda bir okur olarak bakarsınız ki dizelerdeki imgelerle el sıkışıp tanış olmuşsunuz. Hatta şiir dilindeki özgün imgeleri yaşayıp onların iç evrenine doğru yolculuğa çıkmaktan kendinizi alı koyamamışsınız…


Sezai Karakoç’un şiirlerine yansıttığı eşsiz imgelerin melodisi, tınısı, yoğun anlam katmanlarıyla büyük bir lezzet sunar düşünce evreninizde size. Bir okur olarak sizin kattığınız duyguyla da bambaşka bir lezzet kazanır imgeler. Sezai Karakoç’un şiir dilindeki imgeler arasında nelerle karşılaşmazsınız ki?..

 

“Kar içinde yanan kar, bakire su, yağmur savaşı, saçların eski zaman leylaklarına başlangıcı, tüyü onurdan horoz, mirasın mirası çocuk sesleri, toz içinde kırılan güvercin, mor bir suda eriyen ışık,  duvarları yazan gecenin anayasası, yalnız kadınları buruşturan akrep, şurada burada türeyen rüzgâr yamyamları, İncil sesli keçiler, kulaklara giren rüzgâr beyazlığı, ses sezer yeni heykel dilekleri, bir çocuğun ardına düşen heykel, eşyaya vurmuş miraç gecesi ay’ı, beyaz kentin bulanıklığı, elin şifalı ışıkları, vahşi çiçek gururu, ölü bir şehrin öfkesi, yağmuru şarap yapan bir gece yarısı, sulara yalvaran ay, kıyıda balık avlayan deve fırtınası, şiir seçen cins kulaklar, kara incirlerin sütünden sütunlar, ölümle sağ tutmak sağ olanı, bir site kuran sabah yeli, tüylenen mezar taşları, kerpice katılan gül duası, eleğimsağma damlaları, omuzlarda taşınan cüzzam çarmıhı, horozun çamaşır çarşambaları, ayın çekimine uğrayan Dicle’nin kuruyan dudağı, gönlün ay ışığında yıkanan heykel,  dört bir yana akan kalbin köpükleri, kara kaderlerin çerçisi, kader meşaleli şiir, gölge ve görüntü savından tepi ve dürtü yönsemesi…”


Burada şöyle bir soru hatıra gelebilir: Sezai Karakoç neden kapalı, imgeli bir anlatımı tercih ediyor şiirlerinde? Niçin yalın, basit, anlaşılır bir dil kullanmıyor?


Hiç kuşku yok ki anlatısında imgeli bir biçemi seçmiş olması Sezai Karakoç’un şiir anlayışıyla çok yakından ilgilidir. Nasıl ki usta bir ressam boyaları kararak yeni yeni renk tonları elde edip dış dünya gerçekliğini yeniden sanatsal gerçekliğe dönüştürerek bunları sanat yaratısına yansıtıyorsa Sezai Karakoç’un da düşüncelerini dize peteğine dökerken yoğun olarak imgelerden yararlandığını ve bunları şiir sanatında başarıyla kullandığını söyleyebiliriz. Sezai Karakoç’un şiir kozası imgelerle örülüdür. Kapalı anlatımın ön planda olduğu kimi şiirlerini herkes anlamasa da böylesi şiirlerden hoşlanan hatırı sayılır bir okur kitlesinin bulunduğu da göz ardı edilmez. 


19. yüzyılın en büyük ressamları arasında gösterilen Vincent Van Gogh’un tablolarında yaşam gerçekliğine dair ne görüyorsunuz? Hiçbir şey… Vincent Van Gogh’un tabloları neden şu kadar milyon dolara alıcı buluyor? Vincent Van Gogh’un tabloları anlamsızdır,  bunların hiçbir sanat değeri yoktur diyebiliyor muyuz? Sanatçının amacı gerçeği yansıtmak değil, onu bilinçaltı dünyasında yeniden şekillendirip ortaya bir sanat ürünü çıkarmaktır. Sanat gerçekliği kurmaca bir gerçekliktir, yaşam gerçekliğini birebir yansıtmak fotografçıların işidir.   


Şairleri, anlaşılır yazanlar ve imgeli yazanlar diye ikiye ayırabiliriz. Beğenileri açısından okurları da bu şekilde gruplamak olasıdır. İmgeli, kapalı şiirleri sevmeyen, onları okumak için uğraş vermeyen okurlar yetkin değildir demiyorum; böylelerinin bazı büyük sanatsal yapıtları bir çırpıda okuyup yorumladıklarını söyleseler ona da inanırım. Ama bu tarz okurlar benim ilgimi pek çekmiyor… 


Evet, Sezai Karakoç’un şiirlerini anlamak kolay değildir; çaba ister, belli bir sanatsal birikim ister, akademik okuma becerisi ister, bunlar doğrudur. Ama şunu da kabul etmeliyiz ki değerli mücevherler yeraltının derinliklerinde olur, onları elde etmek için büyük uğraşlar vermek gerekir. Sezai Karakoç’un mucize alışılmadık bağdaştırmalarla örülü şiir dilini anlayabilmek de böyledir… 

 

Ferhat Saul Aaron

hizirlayolculuk.com

© Hizirla Yolculuk 2021-2023
bottom of page