top of page

Yaşamakla Bitmez - Deneme

“Yaşamakla bugün, dünlerde kalmıyor,

Yaşamakla bitmiş olmuyor hiçbir şey

Hislerin kalıyor, aklın kalıyor, anıların kalıyor…”


Dünya küresinde bir zaman yolcusuyuz. Yaşam boyunca, bizi mutlu eden, derinden sarsan pek çok olayla karşılaşırız. Bu, bir bakıma insan olarak yaratılmanın bir gereği… Dünü ve yarını düşünürüz. Ya anılar? Başka bir söyleyişle mazide kalan günler? Onları düşünmeden edemeyiz. Yeni bir dünyanın, hatta dünya ötesi bir dünyanın mevsimlerini, eski bir film şeridinin fotoğraf karesinde kalmış görsellerde arar gibi güzel anıları yeniden yaşamak ister, dünlü günlere uzanırız. Hangimiz yaşamımızın bir kesitinde günebakan çiçekleri gibi yüzümüzü o güzelim anılara dönüp onları yeniden yaşamak istemedik ki?


Adına “insan” denen “meçhulün” yaratılış sırrında iki algı boyutu ön plana çıkar: Dünü ve yarını düşünmek. Bu, bir bakıma bizim yaratılış gerçekliğimiz…


Ne kadar ilginçtir ki mazide kalan güzel günler, bugünlerimiz için buruk bir acı olabiliyor. Güzel anılara dönüp baktığımızda gözümüze parlak, göz kamaştıran bir dünya yansıyıverir… Oysa hâlihazırda, anılardaki mutluluklardan hiçbir eser kalmamıştır geriye… Didik didik ettiğimiz anılar büyür de büyür gözümüzde… Bir yanımız duygu, bir yanımız akıl… Define arayıcıları gibi bugünlerinde güzelim dünlü günlerini arayan, onlardan yoksun kalındığı için üzülen biz… Gelip geçen yıllar takvim yapraklarında sararıp solarken hüzünlenmekten kendimizi alıkoyamayız. . Hangimiz, çocukluğumuza, gençlik yıllarımıza özlem duymayız ki?


Ya anılarda kalan çileler? Onları anımsadıkça mutlu oluruz; çünkü geçmişte kalmıştır onlar. Öyleyse anılarda kalan her türden felaketlerin bugün bizim için bir sevinç ve huzur kaynağı olduğunu söyleyebiliriz. Ne kadar ilginç değil mi?


Hiç kuşku yok ki insan dışı varlıklar bizim gibi değil. Onlar geçmişi ve geleceği düşünemezler. Yaratıcı, insan dışı varlıklara yaşanılan anın hazzını vermiş. Onlar yarınları için herhangi bir endişe taşımazlar. Mazide kalan günlerini anımsayarak da bugünlerini karartmazlar, o günlere özlem duyup iç çekmezler. Bir tutam otun peşi sıra yol alan koyun kasaba doğru yol alırken ölüm korkusunu yaşamaz… Yarın tasası olmadan sadece “bu anı” yaşamak ve ondan zevk almak biz insanlara özgü değil…


Bizim için anılarda kalan güzel günler birer kelimedir hançerede düğümlenip kalan, bakır renkli bir şafağın doğuşudur sınanmak için… Çocukluk, gül bahçesinde oynayan düşsel bir rüya… Zaman yolcusu, dünlerine ve yarınlarına bakmaktan gözleri kamaşıp yorgun düşebilir… Şimşekler, yazgılara inen kamçı, düşüncelerdeki derinlik fizikötesi öç… İstediğimiz kadar yanıp yakılalım durduramayız zamanı, nereye dönersek dönelim bulur yaşanmışlıklar bizi. Bu, bir bakıma bizim insan olarak yaratılışımızın bir gerçekliği…


Ay doğar salınırız zaman beşiğinde, sessiz bir çığlıktır anılar yüreklerde elemli… Anılar, okyanuslarda yıkanan denizyıldızı, bir güneş ışıltısı… Bütün yaşanmışlıklar kaybolup giderken, anı aynalarından maziye bakıp onları yeşertip yaşarız yeniden…


Belki bizim varlığımızla başlar hayat, bir başkasıyla son bulur. Gökyüzünde yağmurun hüznü örneğin, serpilişi coşturur kurak toprakları… İmrenilir taze gonca gül albenisinde anılarda kalan günlere, mazi yaşanmışlıkları ölüm dirim arasında salınınca, damla damla birikir hatıralar, bugünlere gelir sarsıcı bir iz bırakır yolculuk serüvenimizde…


Ateş ve su arası bir kıvılcımdan cesaret alarak gücü yetmez, anıları taşımaya insanın. Hangi dünyaya takılı kalmışsa algılar, biteviye üretilir sevinç ve hüzün... Hangi dünyaya gönül verilmişse ötekine karşı umarsız, güzel günlerin ardından silkinip uyanır mazi kentin yorgun insanları arasından…


Bu bir yaratılış gizidir. Dünleri anımsar üzülürüz, yarınları düşünüp kaygılanırız. Dünü ve yarını düşünürken günün tadını çıkarıp onu doyasıya yaşayamayız. Dün-yarın döngüsünde gizemli bir dil var.


Akıp giden zaman her şeyi değiştirip dönüştürür. Sezgiler dile gelip söyleyebilse umutları, hayat serüveni büyük bir kitap olur. Maziyi düşünmek biz insanların alın yazısı… Onları düşünmeden edemeyiz…


Düşüncelerin dün, bugün yarın algı yönsemesinde aklı egemen kılmayanların hataları gelip bir bumerang gibi bugünlerini vurur. Böylece, o, zamanı yaşamak isterken, zaman onu yaşamış; yani zaman içinde etkisiz kalmış; yaşadığı döneme damgasını vuramamış olur. Başka bir söylemle, kendi aklını düşünceler dünyasında egemen kılmadığı için, hislerin etkisinde kalır. Bugünü yaşarken geçmişten ders almalı, yarınlara akılcı adımlar atmanın hazzını yaşamalıyız. Ya anılar? Bugünleri anlamlandırıyor, yaşama sevincine katkı sağlıyorsa ara sıra anıların rüzgârında düşsel dünyaya yelken açıp bugünleri renklendirmenin ne zararı olabilir ki ?..


Anı çiçekleri dallarından koparılmamalı; öylece izlenmeli, mazi esintisinden gelen kokusuyla yetinmeli, ne fazla uzağa gitmeli, ne de fazla yakın olmalı…


Ferhat Saul Aaron

hizirlayolculuk.com

© Hizirla Yolculuk 2021-2023
bottom of page