top of page

Hadi gelin çakralarımızı açalım!

Şu yaşam döngüsünde, insanın bir önü kapanmaya görsün… O günden sonra kişi, o kapıyı açacak anahtarı bulmak için düşmediği yol, çalmadığı kapı bırakmaz…


Akşam olur, yorgun argın kendini bir köşeye atar, telefonu eline alır… Parmağı ekranda yukarı doğru kayarken karşısına bir video çıkıverir: "Hadi gelin çakralarımızı açalım!"… Kişi durur… Belki de bunca yıldır sorun buradaydı, diye düşünür… Yedi çakra, yedi renk, yedi ses, yedi merkez… Kırk gün denenir, elli gün denenir…


Olmadı… Bu defa başka bir pencere aralanır: Pozitif enerji, evrene sipariş vermek, çekim yasası, frekans yükseltmek, bolluk meditasyonu… Kişi evrene sipariş verir; ancak evrenden kargo gelmez… Ne gelen olur, ne giden…


O da olmadı… Peki ya taşlar? Kristaller, tütsüler, dolunay ritüelleri, arınma seansları, enerji çalışmaları, motivasyon videoları, hayatınızı yirmi bir günde değiştirecek olan programlar…


Yıllar böylece gelip geçer…


Ve kişi bir sabah uyanır ki; iş yerinde her şey aynı, evinde her şey aynı, kalbinde her şey aynı… Kapı hâlâ kapalı… Kendisi ise kapının önünde, elinde bir sürü anahtar; hepsi de bir başkasının kilidine ait…


İşin doğrusunu söyleyeyim mi? Bunca yıl aranan şey yanlış değildi… Aranan yer yanlıştı… Adres şaşmıştı, hepsi bu…


Size çareyi söylüyorum, kulak verin: Ya Fettah…


Bu esma, ism-i azam sırrı taşıyan azametli bir isimdir… Fettah; kapalı olanı açandır, perdeli olanı aralayandır, gizli olanı meydanına çıkarandır… 


Ancak buradaki "açmayı", ilk anda anladığınız gibi anlamayın… Bu ismi, kapalı bir kapının önünde bekleyen adamın esması sanmayın… Fettah; kapıyı açan değil, kapının kendisini de, önünde duranı da, arkasında saklı olanı da açandır…


Yaratılan âlemlerde bir "açılım hazreti" vardır; o hazret, bu ismin hazretidir… Bu hazrete bağlanan kula da "Açanın kulu" denir… Böylesi bir kul için artık açılan kapılar değil, açılan hakikatler söz konusudur…


Her açılımın üç yüzü vardır


Her açılımın bir sureti, bir manası, bir de bu ikisinin arasında duran berzahı vardır…


Açılımın sureti; gözle görülenidir… Kapanmış bir işin yürümesi, çözülmeyen bir düğümün çözülmesi, bulunamayan bir yolun ayağının önüne serilmesi, bir hükmün açığa çıkması…


Açılımın manası; o hadisenin içine konulmuş olan bilgidir… Yani Allah'ın, o olay üzerinden kuluna ne bildirdiğidir…


Berzah ise; olayla mananın buluştuğu yerdir… Olay gerçektir; ancak olay, yalnızca görünen yüzünden ibaret değildir… Açılım; ancak kul, hem olayı hem de o olayın manasını birlikte aldığında tamamlanır… Olayı alıp manasını almayan bir kulun elinde o feth yarım kalır… Kapı açılmıştır; ama kul, hâlâ eşikte durmaktadır…


Bu isim, dört mertebede açar


Birincisi; suretler âlemini açar… Gaybda kilitli duran imkânlar, varlık sahnesine çıkar… Olmayan bir şey olur, görünmeyen bir şey görünür… Dün imkânsız denilen şey, bugün elinizin altına gelir…


İkincisi; idraki açar… Kapı, her zaman kulun dışında değildir… Çoğu zaman kapı, kulun bakışındadır… Dün anlamadığın bir şeyi bugün anlıyorsan iyi bil ki dışarıda hiçbir şey değişmemiştir; sende bir şey açılmıştır…


Üçüncüsü; hükmü hak ile açar… Çekişenlerin, ihtilaf edenlerin, birbirini haksız bulanların arasını hak ile ayıran O'dur… Buradaki feth; fırsat değil, kesin bir açığa çıkarmadır… Kimin haklı kimin haksız olduğu, önünde sonunda bu adın tecellisiyle ortaya serilir… Sen, kendini savunmak için ömür tüketme; bu adın sahibi, vakti gelince açar…


Dördüncüsü; isimlerle yaratılmışlar arasındaki bağı açar… Yaratılan her şey, ilahi isimlerin tecelli ettiği bir mahaldir… Bu tecellinin kilidini açan isim, Fettah'tır… Bir kul, kendi üzerinde hangi ismin iş gördüğünü, ancak bu ismin tecellisiyle görebilir…


Görüyor musunuz? Feth; zafer demek değildir… Feth; ilahi bilginin, insanın alma kabiliyetine inmesi demektir…


Şimdi çok ince bir noktaya geliyoruz


Bir kula feth (açılış) verilir de o kul, kendisine neyin açıldığını bilmeyebilir…


Feth, her zaman ferahlık suretinde gelmez… Kimi zaman zafer suretinde gelir, kimi zaman kayıp suretinde… Kimi zaman kavuşma olarak gelir, kimi zaman ayrılık olarak… Kimi zaman şaşkınlık, kimi zaman mahcubiyet, kimi zaman tövbe, kimi zaman da hiç beklemediğin bir yerden gelen bir aralanma olarak…


Nefis; yalnızca hoşuna gideni feth sanır… Kapı açıldı deyip sevinir, kapı kapandı deyip yıkılır… Oysa arif olan bilir ki: Fettah, kimi zaman kulun önündeki kilidi açar, kimi zaman da kulun içindeki vehmin kilidini kırarak açar…


Sen, çok istediğin bir iş olmadı diye yıllarca dövündün mü? O iş sana verilseydi, altında kalıp ezileceğini bilmiyordun… Sen, çekip giden birinin ardından yandın mı? Onun gidişi, ömrünün en büyük fethiydi de senin haberin yoktu… Kapının kapanması da bir açılımdır; şayet o kapanmanın manasını alabilirsen…


İşte bu yüzden "Ya Fettah" demek, "bana bir fırsat ver" demek değildir…


"Ya Fettah" demek şudur: Ey kapalı hakikatleri açan! Önümde duran şeyin gizli manasını bana aç… Benim istediğim sonucu değil, bu işin hakikatini aç… Bu olayın arkasında iş gören ismine kalbimi aç…


Şimdi dönelim başa


Çakra açmaya çalışan kişi, aslında ne yapmaya çalışıyor? Kendisini açmaya… Pozitif enerji arayan kişi ne arıyor? Üzerindeki ağırlığın kalkmasını… Evrene sipariş veren kişi kimden istiyor? İşte bütün mesele bu sorudadır…


Sen kapıyı açmaya uğraşıyorsun; oysa açılacak olan kapı değil, sensin… Ve seni açacak olan da sen değilsin… Kilidi kim koyduysa, anahtar da yalnızca onun elindedir… Bu, böyledir…


Bu esmayla nasıl çalışılır?


Bu esmanın ebced değeri 489'dur… Esmaların sayısal değerleri; açığa çıkacak sırların ve tecellilerin bir takvimidir de…


Günlük olarak, kesintisiz 489 defa Ya Fettah zikredilir… Bu yolculuğa çıkacak olanın sabrı göze alması gerekir; çünkü ilahi âlemlerin ve kapalı kapıların açılması sabır ister… Bir günde açılan kapı, bir günde kapanır; sabırla açılan kapı ise ömür boyu açık kalır…


Bu esmayı; ibadet yapan yapmayan, başı açık kapalı, dindar, inançsız, günahkâr, herkes yapabilir… Bayanlar, özel günlerinde bu esmayı dua amaçlı, gönül huzuruyla yapabilirler… Çünkü açan, kullarını ayırmadan açar…


Odaklanma olmadan, bu adın titreşimini ve kuantum enerjisini almak mümkün değil… Şöyle yapın:


Rahat bir yere oturun ya da uzanın… Burundan birkaç defa derin nefes alıp verin, bedeninizi gevşetin… Zihninizi sizi sıkan dünya işlerinden boşaltın… Kalbinizi Allah'a bağlayın… Başınızın üzerinden göğsünüze doğru inen beyaz bir nur hayal edin… Bu nurun, göğsünüzde kilitli duran bir kapıyı yavaş yavaş araladığını düşünün… Bu hal içinde, inanarak 489 defa Ya Fettah zikredin…

Zikir bittiğinde hemen kalkmayın… O hal içinde kalın ve dua edin...


Dua bitiminde Peygamber Efendimize sav 11 salavat getirin.


Bunun yanı sıra, "İnna fetahna leke fethan mübina" ayetini 313 ya da 489 defa zikredenlerde, rüya ve yakaza âlemlerinde kimi perdeler aralanmaya başlar… Bu, bu adın kerametli yüzüdür… Ancak asıl olan sayı değil, niyettir; bunu sakın unutmayın…


Bu adın tecellisi altında ne olur?


Bu adın tecellisi altında terbiye olan kimseye hiçbir iş güç gelmez… Binlerce işi yorulmadan, üstelik büyük bir keyifle yapabilme becerisi bu adla açığa çıkar…


İlim yolunda olanlar, zeki fıtratlı öğrenciler, kendi sahasında tıkanıp kalmış olanlar bu addan çok büyük yarar görürler… Kendi alanlarında olağanüstü açılımlar yaşar, akıl erdirilemedik işlere imza atarlar…


Yıllarca esma çektiği halde bir sırra vukuf olamamış nice yol yolcusu vardır… Böyleleri bu adla Allah'ı zikretmeye başlasınlar; kısa zamanda kendilerine garip perdeler aralanmaya başlar… Rüya perdeleri, yakaza perdeleri, gönül gözü perdeleri… Bu ad, çok geniş dairede açan bir addır…


Ve en önemlisi: Bu adın ışığı altına giren kimse, kendi nefsini muhasebe edecek kudrete getirilir… İşte asıl feth budur… Kendi nefsini görmeye başlayan bir kul, artık başkalarını suçlamayı bırakır… Bırakınca da rahat eder…


Bir de şunu söyleyeyim… Bilerek ve isteyerek başkasının önünü kesenler, kul hakkına girip birinin kapısını kapatanlar iyi bilsinler ki; açan da O'dur, kapatan da O… Başkasının önünü kapatanın önü, önünde sonunda kapanır… Bu, kaçınılmaz bir sondur… Dileyen, bunu sınayabilir…


Burada şöylesi sorular hatıra gelebilir


"Ben yıllardır çakra, enerji, meditasyon çalışmaları yaptım. Bunlar bana zarar verdi mi?" Zarar verdiyse verdiği zarar şudur: Adresi şaşırmış olarak geçen yıllar… Bunun telafisi ise çok kolaydır; niyetinizi düzeltin, kapıyı çalacağınız yeri doğru bilin, bu kadarı yeter…


"489 zikri bana çok geliyor, azıyla olur mu?" Gücünüz neye yetiyorsa onunla başlayın… Az ve devamlı olan, çok ve kesik olandan hayırlıdır… Ancak sayıyı tamamlayabiliyorsanız tamamlayın; çünkü o sayı, boşuna konulmuş değildir…


"Dua dileğim gerçekleşti, artık bırakabilir miyim?" Bırakmayın… Dileğinizin gerçekleşmesi, kapının aralandığını gösterir; tümüyle açıldığını değil…


"Bu esmayı çalışmak için ruhsat gerekir mi?" Evet, bir esma uygulaması için yetkin ve yetkili birinden ruhsat almak gerekir… Sitemizin okurlarına bu dua için sağlam bir ruhsat vardır, bu ruhsat onlar için kâfidir… Başkaca bir ruhsata gerek yoktur…


"Bu esmayı benim yerime bir başkası yapsa olur mu?" Önerilmez… Açılacak olan sizsiniz… Bir başkasının gözüyle görülmez, bir başkasının kalbiyle açılmaz… 


Her şeyin en doğrusunu Allah bilir…



Saul Aaron 

hizirlayolculuk.com

© Hizirla Yolculuk 2021-2023
bottom of page