Alacakaranlığın Sesi
merhaba,
bana geri gelen duam
bana geri gelen umut
bana geri gelen kalbim
bana geri gelen hüzün
kalbim, meryem’in salladığı hurmanın sırrı
kalbim, güneyli çocukların ahı…
günaydın,
yüreğimin kuşluğu
alacakaranlıkta yürüyen siluetimin yalnızlığı
bizi güllerden koparan alınyazısı
mağaraya sığınan ashabı kehf gençlerinin umudu…
musa’nın asasındadır sonsuzluğun sırrı
ve sen
umutlarıyla baba, düş kırıklıklarıyla bir anne
say ki kara bir sevda
gelip geçen hercai mevsimlerde
gelip geçen içimizde dışımızda
ilk durakta
son durakta
açıyorken güller desen desen…
sen beni sürgün ettin
gülün hasretini yaşatmak için
isa’nın doğum sırrını da yaz, der gibi
yahya’nın sesindeki sonbahar hüznünü
zekeriya’nın testere kıskacındaki ruh halini
bütün bunları, yazmam için
güllerin hasretini yaşamam için
sen beni sürgün ettin…
günaydın,
alın yazımın gri alacakaranlığı
bizi kalpte sızı bütün aşklardan koparan
musa gibi dağlara çıkaran
dağlarda yankılanıp duran yalnızlığımın sesi
hasretten hasrete koşturan
alacasıyla sevinç, karanlığıyla hüzün
her sevda yönsemesinde hicrana salan
siyah bir kuş: isli lamba
hızla akan kristal camlarda
giden ve gelen
içimizde ve dışımızda
son durak hüzün
ilk durak sevinç
gidenlerle kalanlar arasında…
bileklerimden, alınyazısı geceleri tutmuş
yüzümüz dönük aydınlığa
bozulan yazgı onarıldı
ama o yazgı, eski yazgı değil
suskun diller konuştu
ama o ses eski ses değil
seni ben kalbime yazdım
ama bu kalp eski kalp değil
solup giden menekşelerden yılmışım
yılanlarca, akreplerce dişlenmiş kıskançlıklar arasında…
ben, gün görmemiş insanların yüreğinde kor ateş
hızır sırrından sessiz bir çığlık
sen, beni bakışlarınla göksel bir anıta çeviren
ve bu kente tutsak eden
kara yazgıların başkentine mermerden bir sütun gibi diken
hüzünlerimle nice bahçeler yeşerttin
umutlarımı bir mum gibi hep taş duvarlarda erittin
içimde, kızgın çöl fırtınaları esiyor
erittin, erittin, kalbimi erittin…
Ferhat Saul Aaron
Hizirlayolculuk.com