top of page

Sır Odasında

gül depremleriyle büyüdüm ben / kelimeler ülkesinde

kara yazgı bulutları geçerdi hep üzerimden

anneler ufalır çocuklar büyürdü / bizim semtimizde

iğde ve gül kokuları / sonsuz aşka bir çağrı

çöl hurması çiçeğinin fizikötesi duyarlığı

kasım ayı fırtınası / eylül çiçeği yalnızlığı

gözlerin aklın kadar görür uzağı…

 

çalkantılı bir dağ

nuh’un karada gezinen gemisinden hatıra

ve altın bir yüzükte süleyman mührünün aşk sırrı

insan denen meçhulün gönül bahçesinde yazgılar çiçek açar / titrek ve kaygılı

sütten yapılan mermer sütunlar arasında / bir giz, adı saklında kalan

hayat tozu, süt karışımı / hasret tadında

yazgıları kollayan yıldırımlar /sen say ki

dolanır

yitik aşklar istasyonunda…

 

güz gülleri aydınlığı / yeryüzüne inen musiki

bulutların saçlarını okşayan kent alkımı

ılıcalarda suların neşesi / haliç yalnızlığı

sevinç yorumu kılavuzu

aşıkların damarlarında akan fosforlu bir yalnızlık

mermerden yapılı mezar taşları

yeniden yeşermeye başlar…

 

yağmurda uzayan saçların rüzgârın hasreti

ışıldayan gözlerin / dolunay kapanı

 

uzak kaçan salaş dünlerin düş beyaz gölgesi

kutsal oruç aydınlığı

gökyüzü yakamozlarının dokuzuncu senfonisi

bir film şeridi gibi akıp giden hayatlar / senin gurbetin onun sılası

ve acılara dayanma sanatı / eyyub’un işi

zebur, demir, ses ve öfke davut’a bakar…

 

harut ve marut yönsemesi

saçlarıyla peygambere büyü ören /büyüyle ilgili

su ve kuyu bilgisi

vecde gelmiş çöl develerinin kurak iklimi / yaşam döngüsü

yolculardan önce durağa varır ayrılık / neden?

mevsimlerin pas tutan yüzlerinde

ölülerin gri dansı

ve bakırcılar çarşısında kalaylanan

vincent van gogh’su kızıllıkta bakırsı hayatlar

sen kuşluğu özlersen kuşluk sana dönecektir

kuşluğu arayan adam değil kuşluğun aradığı adam ol

yusuf kuyusu yalnızlığını anlayabildin mi

hislerinin dışavurum saatlerinde ?..

 

büyülü bir geleceğin muştusu

geçen günler / alın yazısı dakikaları

gün karası gökyüzü hafif kızıl / yazgı salkımı

sesler ülkesine umut yolculuğu

yarı dirileri saran korku

meryem’in tutunduğu çöl hurması aydınlığı

zaman sarkacı düşünceler / say ki

isevî bir rüzgârın buyruğu…

 

hasretler, kalanlarla gidenler arasındadır

yontulmuş kelimeler bin parçaya böler aşka dair düşünceleri / sorgula

bu kent yüzyıllardır neden dolup boşalır ?

kederle sevinç arasında

 

yeraltı suları kabarır

ılıcaların çerçisi yusufçuk kuşu tadında kanat çırparsın

mahşer yolcusu heykellerin ardına düşüp

alın yazısı aynalarından geçer / hep dünya hayatının ellerinden tutarsın

rüya kadar soyut

senin kadar gerçek

sedefle kaplı som düşünceler

neden terkedilmiş viranelerde dolanır?..

 

hayat betiğinde siyah beyazdır yazılar

içbükey-dışbükey düşünceler arası / pembe umutların tasası

ve ömür ikindileri öğlenlerde tüketilirken

fanilerin ardına delikanlılık çağının gölgesi düşer

minare aydınlığı / kutsal buyruk sırrı

ay’ın aşk çekimine uğrayarak kabaran çalkantılı hayatlar

dolup boşalan kent evlerinin bacalarından göklere ağar feryatlar

görkemli bahar mevsimi / bıçkın delikanlı

bulutların üzerinde yürüyen heykeller

kıyamet saatine ayarlı sesler

mevsim ötesi bir mevsimin ellerinde ufalanır hep

dünyaya konup göçenler…

 

nasıl da ansınır şarap tortusu tadında eyüb sabrı

bir sürgün süreğinde kent sokaklarının aşk dilini anlamak

senden geriye kalan “bende kal” şarkısı

kanat çırparak uçuşan yeşil gözlü adak ağaçları

minarelerden yükselen göksel çağrı

ve çakırkeyif gümüş heykeller de solar

sır odalarında damıtılmış heykel ayinlerinde

sır olamayan sırlar,

kalırlar kendi kendileriyle…

 

ayrılan aşıkların hüznüyle gerilen akşamlar

siyah bulutların üzerinde yüzen dülger balıkları

 

gövdelerinde isa parmağının dokunuş sırrı

yazgı yıldırımlarına çarpılan çıvgın gökdelenler

gökyüzünde alın yazısı yağmurları

hercai zaman süreğinin saçları / güneşi koparan kelimelerin aydınlığı

uzat ellerini harmanili kayalardan

keçi sütüyle yoğrulmuş çarşambaların utarit saatlerinde

çiçek açmış adak ağacıyım ben

seninle onun arasında

rıhtımları sakın uyandırma / çocukların yemiş ufuklu neşelerini bul

ve kentin üzerine bir ayna tut

karalar bağla

olduğundan farklı görünenler arasından geç/ bir insan ara

dünle bugün,

gölgeyle gerçek arasında…

 

ayın göksel bakışlarıyla büyüdüm ben

senin çekiminden kopup

süleyman’ın veziri hüthüt kuşlarıyla arkadaş oldum

sen göğüslerinde hacerül esved’i muska gibi taşıyanları anlayamazsın

ben sadece yürürüm

ay’ın karanlık yüzünde

aynaların gösterme sırrı aynaların siyah yüzündedir

aynalar bir ses bir yakarı

aynalar,

gülyağı ile tütsülenmiş kâbe’nin kutsal sırrı

siyah güllerin aydınlığı

israfil’in suru

geceye zikzaklar çizdiren aşk hasretinin güneş yankısı

salkım salkım esen yazgıların tan yeli…

 

gül depremi şafağı / aşkın kıyamet saati

içimde bir kadın ölmektedir

kadın,

et-kemik seçkisini aşk sanıyor / ruh erdeminden yoksun

 

ah, kalbi daralıyor, hafakanlar basıyor

sonsuz aşkın güneşine yaklaşsa

yanacak

sonsuz aşkın güneşinden uzaklaşsa

donacak

istiridyelerin açılma vakti

donuyor kadın

vicdan azabı cehenneminde

yanıyor kadın…

 

üzerine ant içilen zeytine, incire, geceye ve gündüze

gökyüzünden inen göksel buyruğa

kulak ver

gün gelir mevsimler gelip geçer / sen solarsın

köhne dünyanın gözleri kapanır / sura üflenir

güneş,

gri gölgeler bırakıp kaybolur

nil ırmağı papirüsleri arasında

gök yarılır, dağlar yerinden fırlatılır

çehreler solar

son başa evrilir

geride, yalnızca sonsuz aşkın sahibi Allah baki kalır…

 

Ferhat  Saul Aaron

hizirlayolculuk.com


© Hizirla Yolculuk 2021-2023
bottom of page